Kusursuz Sessizlik

 

Yeteri kadar susmayi bilirsek doganin muzigini duyabiliriz…

Bu soze uzun sure sehrin parmakliklarinin icinde yasarken vakif olmakta zorlanmistim. Deniz kenarina inmek yada bir ormana kacmak gerekiyordu Istanbul’un gurultusunden ve insanlarin kosturmasindan arinarak ‘kendim’ olabilmem icin.

Sonra birgun aniden yada belki de adim adim gezmeyi dusunur oldum. Gezmek derken kastettigim alisilagelmis oldugu gibi tarihi eserleri yeniden kesif yada kulturun basrolde oldugu karelerin cekimi degildi. Dogaya donus seruveni denilebilecek kadar basit anlatilabilen ama temelinde cok daha yogun hissiyat ve ozlemin aciga ciktigi bir yolculuktu.

Ruzgar ve gunesin esasinda ne kadar huzur verdigini sehrin sokaklarinda hissetmek meger ne kadar imkansizmis anladim. Tipki yagmur ve kari semsiyenin yakismadigi topraklarda, agaclarin arasinda yeniden taniyip sevdigim gibi…

Abant Golu’ne yaptigim yolculuk bana ‘icimizde hep yasayan aidiyeti’ geri kazandirdi. Bu agac ise benim yeniden dogusumun bir sembolu oluverdi.

Kendinizi bir an icin masmavi bir golun kenarinda ayakta dururken hayal edin; Kasim ayinin ezberletilen sogugunun etkili olmadigi o gunesi uzerinizde parlarken ve bir agacin size bakarkenki ruzgarli ama sicak selamini dusunun. ‘Hosgeldin…’ diyen ses ruhunuzda yanki bulurken, tum maddi ve materyalist yuklerken arinisiniz size “varolmanin dayanilmaz hafifligi’ni armagan edecek..!